Marco Verticelli

Marco Verticelli
Marco Verticelli

13 Nisan 2009 Pazartesi

Şiirsel Hikaye; Bekleyiş

Bekleyiş;



Adamın ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi...


Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince


ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı.





Ellerinde sevdiği çiçeklerden vardı.


Sanal sevgilisininde sevdiği çiçekler bunlardı.


Sarı , Koyu sarı minik güller...
Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler,


buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor,


aşk kokuyor en önemlisi de


özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı.


Sanki ağlıyor gibiydiler.


Adam güllere baktı,


sanki onlarla konuşuyormuş gibi,


"Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi.



Az sonra sanal sevgilisini göreceği için


kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı.


Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse


kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu.


Aylardır birbirlerini hissetmelerine rağmen


ikiside hissettiklerinden hiç bir şey kaybetmemişti..
Onları hiç bir şey ayıramazdı...
Ne hasret, ne ayrılık, ne de gerçek Dünya



Adam telaşla saatine baktı.


Sanal sevgili geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı.


Üstelik o, sanal sevgilisini bekletmemek için


dakikalarca önce koşarak gelmişti,


onu beklemeyi bile seviyordu.


Ama sanal segili bunu nasıl yapmıştı?


Neden kendisini bekletiyordu.


Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü...



Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti..


Denizin sonu yok gibiydi,


tıpkı Sanal sevgilisi kadına karşı olan duyguları gibi


denizinde sonu yoktu.


Sonsuzluğa uzanıyordu.





Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü.


Birbirlerini ilk kez göreceklerdi.


Adam onu ne kadar sevdiğini söyleyecekti,


sonrada gidip Çiçekleri almıştı.


Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi..


Ama alışmıştı artık beklemeye,


zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü.





Güllerin yaprakları nedense hala ıslak, ıslak.


Bir türlü anlamıyordu onları.


Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?



İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı...
Sonra ilk defa aşkını ruhunun derinliklerinden sevgilisine aktaracaktı.
Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...



Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara...


Ne kadar güzel dansediyorlardı havada.
Tekrar saatine baktı özlemli adam. Endişelenmeye başlamıştı.


Sanal sevgilisi geç kalmıştı, hem de çok...


Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu.





Zaten burada buluşmak için öylesine sözleşmişlerdi?


Martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek


birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerdi.


O zaman neden gelmemişti yine?...



Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.
Sanal sevgilisine bir şey olamazdı.
Onsuz hayat yaşanmazdı ki...
O benimle olmasa bile devamlı benimle yaşar diye düşündü adam.


Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu.
Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı.


Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.
Artık bıkmıştı... Yine sanal sevgilisi geldi aklına..


Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı.
4 Ay oldu dedi. 4 Ay sonra bugün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu.


Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu.


Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı...



Sevgilinin gelmesi hayaldi


Sevgilisinin kendisini sevdiği sanaldı,


pazar günü bu saatte burada olduğunu.


onu beklediği hepsi boştu.


Daha sevgilisine aşkını açıklayamamış


Ona bir kerecik olsun sarılamamıştı.





Yavaşça ayağa kalktı Çiçekleri denize bıraktı


Sahilden parka doğru yürüdü


Çocuklar, Çiçekler, Kuşlar, ve aşıklar ne kadar mutluydu.


Sırtını Güneşe verdi Gözleri arayış içinde


parktaki masa sandalyelerin ortasında bir yerde


Bir güzellik


O vardı.

Aşk Vapuru

Aşk vapuru

Diyarı aşkta bir vapura oturdum
Bilmem ki nereye gider bu yolculuk
Ne zaman biter bu yolculuk
Mekânsız, sınırsız, uzun bir yolculuk
Gittikçe özlemimi artıran bir yolculuk
Kavuşmanın olmadığı, acı bir yolculuk
Ne zaman biter bu yolculuk
Bilmem amma, galiba gözlerinde kayboldum.

Bir Rüya

Bir rüya

Ben seni derinden sevdim
Ne istesen düşünmeden verdim
Bir güldün benim için
Bir gül ki açmasını beklediğim
Açması için dünyaları verdiğim

Ben seni derinden sevdim
Ne istesen düşünmeden verdim
Bir rüyaydın benim için
Bir rüya ki bitmesin dediğim.

Sevdiğini söylüyorsun

sevdiğini söylüyorsun

yağmuru sevdiğini söylüyorsun,
ama her yağmur yağışında şemsiyene sarılıyorsun.
güneşi sevdigini söylüyorsun,
ama kızgın güneş yüzünü gösterdiğinde gölgeye sıgınıyorsun,
gece yıldızlarda "samanyolu" benim yıldızım diyorsun,
ama bakamıyorsun
peki birgün beni sevdiğini söylediinde
bendende mi! kaçaçaksın
bucak bucak
bana görünmemek için.........

Özlem

Allah kimseyi düşürmesin
aşkım beni özlemiş

sensin benim sevgilim
nereye gitsen gelirim
ama üzülme aşkım
yanına birgün geleceğim

ellerin olma nartanem
gelirim yanına gültanem
bu can sensiz yaşayamaz
gitme ellere bir tanem

Hazırdım...

Hazırdım...

Bir bakışınla ölmeye hazırdım oysa..
Bir sözünle yaşamaya..
Bir gülüşünle dünyaları vermeye hazırdım oysa..
Bir damla göz yaşına bütün hayatımı yakmaya belkide..
Sana hazırdım oysa..
Seninle yaşlanmaya,seninle aglamaya.seninle gülmeye..
Seninle konusmaya, seninle susmaya...
Herşeye hazırdımda...
Bir sensizlige hazır digildim be canım...

Melek

Bir melekti kenetlenmiş ruhuyla çocuklara
Bir duyguydu mücadele ederdi zorluklara
Hep karşılıksız yaşardı aşkını temiz ruhuyla
Melek sıfatıyla ün kazanmıştı tüm Dünya da

Kimi görse tebessümü bir borç bilirdi
Herkesin hata ve kusurunu unutuverirdi
Kalbi hep acı çekse de hiç belli edemezdi
Tüm dostları ona melek sıfatını verirdi

Aşık olmuştu suçsuz yetim çocuklara
Bir melek gibi yaklaşırdı suçsuzlara
Sanki ders veriyordu bazı insanlara
Arkadaş olurdu mendil satan çocuklara

Nerede bir zulüm görse dayanamaz ağlardı
Bir damla sevgi vermek için her şeyi yapardı
Yaşamlarına apayrı bir güzellik katardı
İşte bu yüzden onlar meleksiz yaşayamazdı

Hani

Hani bir gün vardı mazinin içinde;
Aşk çiçekleri tomurcuklanmıştı kalbimizde,
Güzellikler gölerdeydi o gün;
Dünya eğiliyordu önümüzde.

Hani bir gül vardı çiçeklerin içinde;
Dalından koparıp, sana sunduğum;
Kırmızı, alev alev yanan;
Kirpiklerin bir oktu icimde.


Hani bir şarkı vardı bestelerin içide;
Seni anlatan name name;
Bu gün mırıldandı dudaklarım o şarkıyı;
Íki damla yaş düştü ellerime.

Şiirsel Hikaye; Aşkta yarın yoktur sevgili....

Hikayeler;


Aşkın büyüklüğünü kim anlayabilir.


Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:

Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.

Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan . en son ana kadar beklemek istemiş.

Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.

Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.

Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.

Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibirden yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",

Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."

Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

Mutluluk da Aşkın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşkın çağrısını duymamış.

Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."

Bu Aşk an daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.

Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşka yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgiye sormuş:

"Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zamandı" diye cevap vermiş.

"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.

Bilgi gülümsemiş:

"Çünkü sadece Zaman Aşkın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"

___________________________________________________________________
Aşkta yarın yoktur sevgili...



Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Aşk bu Dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.

O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.

Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.

Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.

Bu yolculukta artık para, beklentiler, randevular, iş, ve korkular yoktur.

Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.

İnsan bir başka ışığa teslim olur...



Aşkta yarın yoktur sevgili.

Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere,

derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.

Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur.

Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.

Hem dışındadır Dünyanın, hem de ortasında.

Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan

yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de...

Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde

yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da.

Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o,

çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...



Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,

kanımıza karışan ilkel acı,

o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...

Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.

Belki de bu yüzden ilk gençliğimde,

o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez,

dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri,

o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır,

insanları uykularından uyandırmak isterdim.

Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan

o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...



Aşk çok eski bir şeydir sevgili.

Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer.

Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...

Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.

Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,

hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...



İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.

Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...

Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz,

oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.

Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...

Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

İşte şimdi biz de sevgili,

ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp,

soluğu evlerde alacağız,

ya da denizler, kıyılar çekecek bizi.



Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak,

başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...

Birazdan sabah olacak...Para, beklentiler, randevular, iş, ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili.

Birbirimizi kandırmayalım...Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.

Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve

o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak.

Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek,

sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili...